Kurdistanımızın Rojava’sına IŞİD terör örgütlerinin koordineli olarak saldırıları sürecinde alanda bizim savaşçılarımız hazır değildi. Güney Kurdistan’da hava saldırılarına karşı kendilerini koruyabilme olanaklarına sahip değillerdi. Büyük zayiat verdik ve büyük sıkıntılarla savaşçılarımız kendilerini toparlayabildiler. Buna rağmen Amerika Birleşik Devletleri ve onlarla birlikte hareket eden koalisyonun desteğiyle hem milletimiz korunabildi hem de IŞİD terör pislikleri kutsal topraklarımızdan yenilgiye uğratıldı.
Bugün Kurdistanımızın Rojhilat bölgesinde ise durum farklıdır. Savaşçılarımız alanda hazırdırlar. İran molla rejimi, bugünkü cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere şaşkına uğramış durumdadır. Atıp tutuyorlar, suçsuz günahsız çevrelere saldırıyorlar. Körfez ülkelerine saldırıyorlar, Suudi Arabistan’a saldırıyorlar. Kurdistan bölgesinde sivil yerleşim alanlarına saldırıyorlar. Rojhilat bölgemizde PAK hareketini destekleyen alanlara saldırı yaptıkları görülüyor. Bu da onların ne kadar zaaf içinde olduklarını, nasıl korku içine düştüklerini ve kendilerini kabul ettirmek için suçsuz savunmasız sivil çevrelere saldırmayı alışkanlık haline getirdiklerini göstermektedir.
Milletimizin var gücüyle bu saldırılara karşı insanlarımızı koruyabilmek amacıyla ne yapabiliyorlarsa yapmaları gerekir. Milletçe biz kendi topraklarımızı kendimiz yönetmedikçe hiçbirimiz güvende olmayacağız. Bu gerçeği görelim, bilelim ve anlayalım. Bu savaş hızlı giriş yaptı; birçok çevrenin beklediği bir saldırı organize edildi. Ancak bizim bu konudaki yazılarımız dikkate alınırsa biz bunun olacağını biliyorduk.
Böyle güçlü bir saldırıyla birçok çevre şaşkınlık yaşıyor. Türkiye’deki sözde uzmanların konuşmalarına bakarsanız, siyasiler de dahil ne dediklerini bilmiyorlar, ne diyeceklerini bilmiyorlar. Bir hedef yok; “katil İsrail de katil İsrail.” Ayıptır, insan biraz utanır. Siz Türkiye’nin ne yapmasını istiyorsunuz? İran’a karşı nasıl bir strateji yürütmesini istiyorsunuz? Madem uzmansınız bunlara değinin.
İran’ın cumhurbaşkanı daha önce “Biz İsrail’i haritadan sileceğiz” demişti. İsrail şimdi “Biz sizi haritadan silmeyeceğiz ama sizin bizi haritadan silemeyecek kadar zayıflatmaya kararlıyız” diyor. Bunların haklılığı veya haksızlığı tartışılabilir. Siz Türkiye için konuşma yapıyorsunuz. Türkiye ile ilgili yaptığınız konuşmalarda daha Türkiye yokken Kurdistan topraklarına Orta Asya’dan gelen kavimler çadırlarıyla nasıl geldiler, nasıl yerleştiler, Kurd milleti bunlara nasıl kucak açtı, nasıl sahiplendi, nasıl korudu kolladı ve besledi; bunlara hiç değinmezsiniz.
Mervani Kurd devletinin Bizans tarafından hedef alındığı ve sonra karşılık verildiğinde Malazgirt Savaşı’nın oluştuğu o savaşta, Mervani Kurd devletinin bölgesinde koruma altında olan Orta Asya’dan gelmiş kavimler de savaşa katıldılar, doğrudur. Ama orada bir Kurd Mervani devleti vardı. Orta Asya’dan gelenler kendilerine Selçuklular diyenler ya da başka isimler takanlar çadırlarda yaşıyorlardı; Kurdler ise saraylarda yaşıyorlardı. Bunları unutmayın. Bunları biz bilmiyoruz diye de düşünmeyin. Siz yüz yıl bizim insanlarımıza, şahsım dahil, yalan tarih öğrettiniz. Ama gerçek tarih Türkiye’nin arşivlerinde var, Osmanlı’nın arşivlerinde var, dünyanın arşivlerinde var, dünya devletlerinin arşivlerinde var.
Bugün gelinen aşamada siz Kurd milletini hâlâ kandırmaya çalışıyorsunuz; hâlbuki kendi kendinizi kandırıyorsunuz. Siz İran’ın rejimini devirmeye çalışan çevrelere hitaben konuştuğunuzda sanki ne yaptıklarını bilmiyorlar, sanki şaşırmışlar, sanki kaybediyorlar, İran kazanacak diyorsunuz. Be geri zekalılar, sizin dünyadan haberiniz yok mu? Siz olanları göremeyecek kadar zihinsel bir körlük mü yaşıyorsunuz? Belki bunları duyasınız.
İsrail devleti ve Amerika Birleşik Devletleri İran’dan ne istediklerini ve İran ile ilgili hedeflerinin ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Buna göre de stratejik adımlarını atıyorlar. Günlük olarak farklı şeyler söylüyor olsalar da esas hedefleri İran rejiminin tamamen yok olması ve yerine gelecek yeni yönetimin halk tarafından büyük bir çoğunlukla destek görmesi, yaptıklarının da dünya kamuoyu tarafından görülür olmasının sağlanmasıdır.
Nükleer silahların yok edilmesi, zenginleştirilmiş uranyumun oradan alınması ve nükleer silah geliştirilmesinin engellenmesi konuşuluyor. Ancak diyelim ki hepsini aldılar ya da yok ettiler; bu rejimle aynı şeylerin bir daha yapılması mümkündür. Yok edilmek istenen şey, sorumsuzca ya da kendi istedikleri gibi kendi vatandaşlarından ve dünya kamuoyundan gizli bir şekilde böylesi toplumsal imha silahlarını üretmelerinin engellenmesidir. Bunun sağlanması ise rejimin değişmesiyle mümkündür.
Dolayısıyla her ne kadar sağından solundan, ötesinden berisinden vuruyorlar ise de esas hedef rejimin tamamen değişmesidir. Biz bunları bu olaylar başlayacağı süreçten itibaren ifade ettik. Şimdi yapılan da odur. Evet, dünya kamuoyu nezdinde ve uluslararası hukuk kurallarına göre dünyadan gizli imalatı yapılmak istenen nükleer silahların yok edilmesini hedefliyorsanız bunun dünya kamuoyu tarafından kabul edilmesi söylenir; ancak esas hedef İran’ın yeni bir yönetime kavuşmasıdır.
Yeni yönetimin hem kendi vatandaşlarına açık olması hem de dünya kamuoyuna açık olması ve gizli saklı planlar yapmasının önlenmesi de bu savaşın nedenlerinden biridir ve aynı zamanda hedefidir. Hamas’ın Gazze’deki olaylarını göz önüne getirdiğimizde, Hamas’a yapılan yardımların büyük kısmının yeraltı tünellerine harcandığı ve 7 Ekim’de İsrail’in içine girilerek katliamlar yapılmaya başlanması zaten İsrail’in vereceği cevapla durumun daha kötüye gideceğini göstermişti.
İran sürekli olarak Ortadoğu’da yeni örgütler oluşturarak kendi gücünü geliştirmeye çalışıyor. Türkiye’nin de son yıllarda IŞİD, El Nusra, El Kaide ve benzeri örgütlerle yaptığı çalışmalar gibi onlar bunu on yıllardır yapıyorlar. Sonuçta artık yeter denmiş ve İran rejiminin kontrol altına alınması hedeflenmiştir.
Türkiye kendisini böylesi bir hedef tahtasına oturtmak istemiyorsa bunlardan ders çıkarması gerekir. Kurd milletine yapılan zulmü nasıl tamir edeceğini, nasıl onaracağını, Kurdlerin gönlünü nasıl alacağını ve Kurdlerle komşuluk haklarını koruyacak bir çerçevede ilişkileri nasıl geliştireceğini düşünmesi, kararlaştırması ve uygulaması kendileri için en uygun yol olacaktır.